Menü

Eğitimde Fırsat Eşitliği ve Empati: Bir Eşofmanın Öğrettiği Öğretmenlik Dersi

24 Haziran 2026 Muay Thai 118 görüntülenme
Eğitimde Fırsat Eşitliği ve Empati: Bir Eşofmanın Öğrettiği Öğretmenlik Dersi

Mesleğimin ilk yıllarında bir ortaokulda beden eğitimi öğretmeni olarak görev yapıyordum. Disipline önem veren, kuralların eksiksiz uygulanmasını isteyen bir öğretmendim. Öğrencilerime beden eğitimi derslerine mutlaka eşofmanla gelmeleri gerektiğini söylemiştim.

Bir gün okul bahçesinde yoklama alırken bir öğrencimin eksik olduğunu fark ettim. Arkadaşları onun sınıfta nöbet tuttuğunu söyledi. Ancak onu nöbetçi olarak görevlendiren ben değildim. Durumu merak ederek sınıfa çıktım.

Kapıyı açtığımda sınıf boştu. Bir öğrencim sırasında oturuyor, başını önüne eğmiş halde sessizce ağlıyordu.

Yanına giderek neden derse katılmadığını sordum. Uzun süre konuşamadı. Daha sonra gözyaşlarını silerek bana şu cevabı verdi:

"Öğretmenim, eşofmanım yok. Annemle babam alamadı. Bahçeye çıkarsam herkes görecek diye korktum."

O an eğitim hayatımın en önemli derslerinden birini aldım.

Karşımda kurallara uymayan bir öğrenci değil, maddi imkânsızlıklar nedeniyle utanç yaşayan bir çocuk vardı. Ben ise olayın görünen kısmına bakmış, öğrencimin yaşadığı zorluğu fark edememiştim.

Bu olaydan sonra öğretmenliğe bakış açım değişti. Eğitimde fırsat eşitliğinin sadece kitaplarda yazan bir kavram olmadığını, her gün sınıflarda yaşanan gerçek bir ihtiyaç olduğunu anladım. Bir kural koymadan önce öğrencilerin ekonomik durumlarını, aile şartlarını ve yaşadıkları sorunları düşünmeye başladım.

Çünkü bazı öğrenciler başarısız oldukları için değil, yeterli imkâna sahip olmadıkları için geride kalıyor.

Bugün eğitim sisteminde fırsat eşitliği, öğrenci başarısı ve sosyal adalet gibi kavramlar sıkça konuşuluyor. Ancak bazen bu kavramların gerçek anlamını bir öğrencinin gözyaşlarında görmek mümkün oluyor. Öğretmenlik sadece ders anlatmak değil; öğrencinin dünyasını anlayabilmek, onun sessiz çığlığını duyabilmek ve ihtiyaç duyduğu desteği verebilmektir.

Yıllar geçti, yüzlerce öğrenciyle karşılaştım. Ancak o gün sınıfta sessizce ağlayan öğrencimi hiç unutmadım. Çünkü bana öğretmenliğin özünü öğretti:

Önce öğrenciyi anlamak gerekir, sonra kuralları uygulamak.

Eğitimde empati, fırsat eşitliği ve insan odaklı yaklaşım olmadan gerçek başarıdan söz etmek mümkün değildir. Bir eşofman eksikliğiyle başlayan o hikâye, bana ömür boyu unutamayacağım bir öğretmenlik dersi verdi.

Dr. Sinan AĞLAR